Kavaklıdere, Tunus Cd No:9 D:12 3. Kat, 06680 Çankaya/Ankara
0532 603 0626 Avozgurakbay@outlook.com
Suça Sürüklenen Çocuklar: Ceza mı, Sistem mi?

Suça Sürüklenen Çocuklar: Ceza mı, Sistem mi?


1. "Suça Sürüklenen Çocuk" (SSÇ) Kavramının Felsefi ve Hukuki Temeli

Geleneksel "çocuk suçlu" teriminin aksine "Suça Sürüklenen Çocuk" ifadesi, çocuğun suçu kendi özgür iradesiyle değil, içinde bulunduğu sosyo-ekonomik çevre, aile yapısı veya eğitim eksikliği gibi dışsal faktörlerin etkisiyle işlediğini kabul eder. Bu yaklaşım, devlete çocuğu sadece cezalandırma değil, onu suça iten nedenleri ortadan kaldırma ve rehabilite etme yükümlülüğü yükler.

Yaş Gruplarına Göre Cezai Sorumluluk Rejimi

A. 12 Yaş Altı: Mutlak Kusursuzluk Dönemi

  • Hukuki Durum: Fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu çocuklar hakkında soruşturma yapılamaz ve kamu davası açılamaz.
  • Uygulama: Sadece 5395 sayılı ÇKK m. 5 kapsamında koruyucu ve destekleyici tedbirler (eğitim, danışmanlık, bakım vb.) uygulanabilir.

B. 12-15 Yaş Grubu: "Farik Mümeyyizlik" (Ayırt Etme Gücü) İncelemesi

Bu grup, çocuk adalet sisteminin en kritik evresidir. Çocuk, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabiliyorsa (farik) ve davranışlarını yönlendirme yeteneği gelişmişse cezalandırılabilir.

  • Rapor Zorunluluğu: Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin ve 9. Ceza Dairesi'nin kararlarına göre; bu yaş grubundaki çocuklar için uzman hekim raporu ile birlikte 5395 sayılı ÇKK m. 35 uyarınca Sosyal İnceleme Raporu (SİR) alınması zorunludur. Bu raporlar alınmadan veya "geçmişe yönelik rapor alınamaz" gibi hatalı gerekçelerle hüküm kurulması bozma nedenidir.
  • Çelişkili Raporlar: Eğer farklı kurumlardan (örneğin üniversite hastanesi ve tek hekim) alınan raporlar arasında çocuğun algılama yeteneğine dair çelişki varsa, Yargıtay 16. Ceza Dairesi E. 2017/1708, K. 2017/5840, T. 29.12.2017 kararı uyarınca Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairesinden kesin rapor alınması şarttır.
  • Ceza İndirimi: Algılama yeteneği varsa, TCK m. 31/2 uyarınca cezadan yarı oranında (veya suçun niteliğine göre belirli yıllar arasında) indirim yapılır.

C. 15-18 Yaş Grubu: Kısıtlı Ceza Sorumluluğu

Bu gruptaki çocukların algılama yeteneğinin var olduğu varsayılır, ancak yaş küçüklüğü nedeniyle cezadan indirim yapılması emredicidir.

  • Zorunlu İndirim (TCK 31/3): Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin E. 2023/27072, K. 2025/12830, T. 29.04.2025 güncel kararında , 15-18 yaş grubundaki bir çocuk hakkında terör propagandası suçundan verilen cezada TCK 31/3 uyarınca 1/3 oranında indirim yapılmaması "kanun yararına bozma" nedeni sayılmıştır. Bu indirim mahkemenin takdirinde değil, yasal bir zorunluluktur.
  • Seçenek Yaptırımlar (TCK 50/3): Daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş ve suç tarihinde 18 yaşını doldurmamış çocuklara verilen kısa süreli hapis cezalarının (1 yıl ve altı), seçenek yaptırımlara (adli para cezası, eğitim tedbiri vb.) çevrilmesi zorunludur.
  • Hak Yoksunluğu Yasağı: SSÇ'ler hakkında yetişkinlerin aksine TCK m. 53'teki belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma (memuriyet yasağı, seçme-seçilme hakkı vb.) hükümleri uygulanamaz.

Yargıtay kararları, çocuğun yargılanmasında şekli kuralların ötesine geçilmesini ister. Örneğin; bir çocuğun algılama yeteneği değerlendirilirken sadece kronolojik yaşına değil, suçun "az bilinir nitelikte bir siber suç" olup olmadığı gibi teknik detaylara da bakılmalıdır. Eğer çocuk işlediği fiilin (örneğin dijital bir paylaşımın) teknik ve hukuki ağırlığını kavrayamayacak durumdaysa, ceza sorumluluğu yoluna gidilmemelidir 

2. Türkiye’de Suç Artışı ve Dijital Etkiler: Sosyolojik ve Hukuki Analiz

Türkiye'de son yıllarda suça sürüklenen çocuk (SSÇ) sayısındaki artış, sadece bir asayiş sorunu değil; göç, kentleşme ve dijital dönüşümün kesiştiği noktada ortaya çıkan karmaşık bir tablodur.

A. Sosyo-Ekonomik Dinamikler: Kentleşme ve Denetim Kaybı

Literatür, çocuk suçluluğundaki artışın temel motorunun plansız kentleşme ve göç olduğunu ortaya koymaktadır.

  • Sosyal Kontrolün Zayıflaması: Kırsal alanda aile ve mahalle baskısıyla korunan çocuk, büyük kente (özellikle gecekondu bölgelerine) göç ettiğinde bu geleneksel denetim mekanizmalarından kopmaktadır. Bu durum, çocuğu "anomi" (kuralsızlık) ortamına itmektedir.
  • Tüketim Kültürü ve Anomi: Medya ve sosyal medya aracılığıyla pompalanan "tüketim arzusu" ile bu arzuya ulaşacak ekonomik araçların yetersizliği (yoksulluk), çocukları "kısa yoldan kazanç" sağlamaya yönelik suçlara (hırsızlık, uyuşturucu ticareti vb.) sürüklemektedir.

B. Suçun Dijitalleşmesi ve Sosyal Medya Etkisi

Günümüzde suç, sokaklardan dijital platformlara kaymıştır. Yargıtay kararları, çocukların internet ortamındaki eylemlerinin ağır hukuki sonuçlar doğurduğunu, ancak bu noktada "cezalandırma hırsı" ile "çocuğun yüksek yararı" arasında bir denge kurulması gerektiğini vurgular.

  • Orantılılık İlkesi ve Sosyal Medya: Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2025 tarihli güncel kararında(E. 2023/27072, K. 2025/12830, T. 29.04.2025), 17 yaşındaki bir çocuğun Instagram üzerinden kadın cinayetlerini öven paylaşımları incelenmiştir. Yerel mahkemenin, toplumdaki infiali de gözeterek temel cezayı en üst sınırdan belirlemesini Yargıtay; TCK m. 3'teki orantılılık ilkesine ve hakkaniyete aykırı bularak bozmuştur. Bu karar, çocukların dijital ortamdaki hatalı eylemlerinde dahi yaşlarının ve pişmanlıklarının gözetilmesi gerektiğini hatırlatan emsal niteliğindedir.
  • Müstehcenlik ve Siber Zorbalık: Dijitalleşme ile birlikte SSÇ'ler arasında en sık rastlanan suç tiplerinden biri de müstehcenliktir.
    • Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 15 yaşındaki bir çocuğun, kendisine gönderilen çıplak fotoğrafları internette yaymasını müstehcenlik suçu kapsamında mahkumiyet nedeni saymıştır.
    • Ancak Yargıtay, 12. Ceza Dairesi'nin E. 2024/2391, K. 2025/3407, T. 07.04.2025 kararında vurgulandığı üzere; WhatsApp gruplarında paylaşılan bu tür içeriklerde, çocuğun bu fiilin hukuki ağırlığını kavrayıp kavrayamadığına dair Adli Tıp Kurumu üst kurullarından rapor alınması, "maddi gerçeğe ulaşma" açısından zorunludur.

 İnternet okuryazarı olmayan ebeveynler ile dijital dünyanın içinde doğan çocuklar arasındaki "nesil çatışması", ailenin çocuk üzerindeki rehberlik rolünü zayıflatmaktadır. Bu durum, çocuğun internetteki "linç kültürüne" veya "suçu normalleştiren alt kültürlere" (çete videoları, şiddet içerikleri) daha kolay dahil olmasına neden olmaktadır.

3. Ceza Hukuku Açısından Mevcut Sistemin İşleyişi: "Cezalandırma Değil, Koruma"

Türk çocuk adalet sistemi, yetişkinlerden farklı olarak "kusur" odaklı değil, "ihtiyaç ve koruma" odaklı bir mekanizma üzerine kuruludur. Bu sistemin işleyişindeki emredici kurallar, yargının cezalandırma yetkisini "çocuğun yüksek yararı" süzgecinden geçirir.

A. Yaş Küçüklüğü İndiriminin Emredici Niteliği (TCK 31/3)

Sistemimiz, 15-18 yaş grubundaki çocukların yetişkinler kadar olgunlaşmadığını kabul ederek cezadan 1/3 oranında indirim yapılmasını zorunlu kılar.

  • Yargıtay Yaklaşımı: Bu indirim mahkemenin takdirine bırakılmış bir iyi hal indirimi değildir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, terör örgütü propagandası gibi ağır bir suçta dahi bu indirimin yapılmamasını "hukuka aykırı" bulmuş ve kesinleşmiş hükmü "kanun yararına" bozmuştur. Benzer şekilde 15. Ceza Dairesi, nitelikli dolandırıcılık suçunda bu indirimin gözetilmemesini "fazla ceza tayini" olarak nitelendirerek bozma gerekçesi yapmıştır. Bu durum, suçun niteliği ne olursa olsun çocuk failin yaşının her zaman öncelikli olduğunu kanıtlar.

B. Hapis Cezasına Alternatif: Seçenek Yaptırım Zorunluluğu (TCK 50/3)

Hukuk sistemimiz, çocuğu cezaevi ortamından mümkün olduğunca uzak tutmayı amaçlar (Damgalanma Teorisi).

  • Uygulama Şartı: Suç tarihinde 18 yaşını doldurmamış ve daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş bir çocuğa verilen hapis cezası 1 yıl veya daha az süreli ise, bu ceza mutlaka TCK 50/1'deki seçenek yaptırımlardan (adli para cezası, bir eğitim kurumuna devam etme vb.) birine çevrilmelidir.
  • Yargıtay Kararı: 9. Ceza Dairesi, bu kuralın uygulanmamasını bozma nedeni sayarak, sistemin çocukları "hapsederek değil, eğiterek" topluma kazandırma amacını teyit etmiştir.

C. Hak Yoksunluklarından Muafiyet (TCK 53/4)

Yetişkinler bir suçtan mahkûm olduklarında memuriyet, seçme-seçilme veya velayet hakkı gibi haklardan yoksun bırakılabilirken (TCK 53/1), suça sürüklenen çocuklar için bu hükümler uygulanamaz.

  • Gerekçe: Yargıtay 11. Ceza Dairesi ve 15. Ceza Dairesi, çocukların gelecekteki yaşamlarının ve kariyer imkânlarının suç nedeniyle kalıcı olarak karartılmaması gerektiğini vurgular. Bir çocuğun işlediği suç, onun ileride devlet memuru olmasına veya demokratik haklarını kullanmasına engel teşkil etmemelidir.

D. Adli Para Cezalarında "Hapis" Yasağı (5275 SK m. 106/4)

Sistem, çocukların ekonomik nedenlerle özgürlüklerinden mahrum kalmasını engeller.

  • Kritik Detay: Yetişkinlerde ödenmeyen adli para cezası hapse çevrilirken, çocuklar için bu durum yasaktır. Yargıtay 15. Ceza Dairesi, çocuk hakkında verilen adli para cezasının ödenmemesi durumunda hapse çevrilemeyeceğini, bu cezanın 6183 sayılı Kanun kapsamında bir amme alacağı olarak takip edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu, çocuğun ekonomik yetersizliğinin cezai bir yaptırıma (hapse) dönüşmesini engelleyen en güçlü korumalardan biridir.

E. Sosyal İnceleme Raporu (SİR) ve Kişiselleştirme (ÇKK m. 35)

Cezanın belirlenmesinde sadece suçun ağırlığına değil, çocuğun yaşam koşullarına bakılır.

  • Zorunluluk: 12-15 yaş grubunda farik mümeyyizlik tespiti için, 15-18 yaş grubunda ise cezanın bireyselleştirilmesi için sosyal inceleme raporu alınması şarttır. Bu raporlar, mahkemeye çocuğun suça neden sürüklendiğini (yoksulluk, aile parçalanması, eğitim terki vb.) gösterir ve hakime cezadan ziyade koruyucu tedbir uygulama imkânı sunar.

 Mevcut sistem, toplumun "daha ağır ceza" talebinin aksine; çocuğu etiketlemeyen, geleceğini karartmayan ve onu cezaevinden ziyade eğitim ve rehabilite odaklı mekanizmalarda tutmaya çalışan bir yapıya sahiptir. Yargıtay'ın bu konudaki tavizsiz tutumu, çocuk haklarına dair uluslararası sözleşmelerin iç hukuktaki en güçlü kalkanıdır.

4. Cezalandırıcı Adalet Kıskacında Çocuk: Toplumsal Beklenti, Mağdur Hakları ve Sistemsel Dönüşüm

Türkiye’de suça sürüklenen çocuk (SSÇ) sayısındaki artış, kamuoyunda "daha ağır ceza" verilmesi yönünde güçlü bir talebi tetiklese de, Türk yargı sistemi ve Yargıtay içtihatları bu talebi "çocuğun yüksek yararı" ve "onarıcı adalet" süzgecinden geçirerek karşılamaktadır.

1. Toplumsal "Daha Ağır Ceza" Talebi ve Damgalanma (Labeling) Riski

Toplumun adalet duygusu, genellikle suçun ağırlığı ile verilen cezanın süresi arasında doğrudan bir orantı kurar. Ancak hukuk literatürü, çocukların yetişkinler gibi cezalandırılmasının "Damgalanma Teorisi" uyarınca ters teptiğini savunur.

  • Suç Kariyerine Giriş: Bir çocuğun cezaevine girmesi, onun toplum tarafından "suçlu" olarak etiketlenmesine ve bu kimliği benimseyerek suç kariyerine devam etmesine neden olur.
  • Yargıtay’ın "Son Çare" Yaklaşımı: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, çocuğun içinde bulunduğu sosyal çevreyi ve bireysel özelliklerini analiz eden Sosyal İnceleme Raporu (SİR) alınmadan veya neden alınmadığı gerekçelendirilmeden verilen mahkumiyetleri bozmaktadır. Bu, yargının çocuğu sadece bir "suç faili" olarak değil, sistemin rehabilite etmesi gereken bir "özne" olarak gördüğünün kanıtıdır.

2. Mağdur Perspektifi: Adalet Duygusu ve "Öngörülebilirlik" Dengesi

Toplumun cezalandırma talebinin arkasındaki asıl itici güç, mağdurun uğradığı zararın telafi edilememesidir. Ancak ceza hukuku, failin "kastetmediği" ağır sonuçlardan sorumlu tutulmasını belli şartlara bağlar.

  • Subjektif Sorumluluk İlkesi: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, SSÇ’nin mağdurun ruh sağlığının bozulması (TCK 103/6) gibi ağır bir neticeden sorumlu tutulabilmesi için, bu sonucun çocuk tarafından "öngörülebilir" olması gerektiğini vurgular.
  • Kritik Kriter: Eğer 17 yaşındaki bir çocuk, işlediği fiilin mağdurda kalıcı bir travma yaratacağını öngörebilecek olgunlukta değilse, sırf netice ağırlaştı diye ceza artırılamaz. Bu yaklaşım, mağdurun acısını yadsımaz; ancak çocuğun bilişsel kapasitesinin üzerinde bir sorumluluk yüklenmesini de reddeder.

3. Maddi Gerçeğe Ulaşmada Bilimsel Titizlik

Sistem, çocuğu cezalandırmadan önce "maddi gerçeğe" ulaşmak için en üst düzeyde bilimsel veri arar.

  • Rapor Çelişkileri ve Adli Tıp Üst Kurulu: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, mağdurun ruh sağlığına dair yerel hastane ile Adli Tıp Kurumu raporları arasında çelişki varsa, Adli Tıp Üst Kurulu’ndan rapor alınmadan hüküm kurulmasını "eksik araştırma" sayar. Bu titizlik, "cezalandırma hırsının" bilimsel verinin önüne geçmesini engelleyen hukuki bir barajdır.

4. Orantılılık İlkesi ve Dijital Suçlardaki İnfial

Özellikle sosyal medya üzerinden işlenen ve toplumda büyük infial yaratan suçlarda (örneğin kadın cinayetlerini övme), mahkemeler bazen kamuoyu baskısıyla en üst sınırdan ceza tayin edebilmektedir.

  • Yargıtay’ın Müdahalesi: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 17 yaşındaki bir çocuğun Instagram paylaşımları nedeniyle en üst sınırdan cezalandırılmasını, TCK m. 3’teki "orantılılık ilkesine" ve hakkaniyete aykırı bularak bozmuştur. Yargıtay, suç ne kadar tepki çekici olursa olsun, failin "çocuk" olduğu gerçeğinin temel ceza belirlenirken unutulmaması gerektiğini hatırlatmaktadır.

5. Kritik Tartışma: "Ceza mı Çözüm, Yoksa Sistem mi Sorun?"

Mevcut sistemin cezalandırma kapasitesinden ziyade "önleyici ve koruyucu" kapasitesinin sorgulanması gerekir.

  • Onarıcı Adalet Eksikliği: Bu konuda alınan raporlar, Türkiye’de hapis cezasına alternatif olan eğitim ve danışmanlık gibi koruyucu-destekleyici tedbirlerin kağıt üzerinde kaldığını, denetimli serbestlik mekanizmalarının SSÇ’leri rehabilite etmekte yetersiz olduğunu savunmaktadır.
  • Sistemik Hata: Eğer bir sistem, çocuğu suça iten ailevi, ekonomik ve sosyal nedenleri (SİR raporlarında belirtilmesine rağmen) ortadan kaldırmıyorsa, verilen cezanın ağırlığı sadece yeni bir suçun başlangıcı olacaktır.

Sonuç olarak; Yargıtay içtihatları, toplumun "daha ağır ceza" talebine karşı hukukun evrensel ilkelerini (orantılılık, kusur sorumluluğu, maddi gerçek) koruyan bir kalkan görevi görmektedir. 

5. Cinsel Suçlarda Suça Sürüklenen Çocuklara Uygulanan Hata Hükümleri: Yaş Yanılgısı ve Beraat Yolu (TCK m.30)

Cinsel suçlar (TCK m.103 vd.), SSÇ'ler arasında sık görülen fiiller olup, Yargıtay bu davalarda SSÇ'nin mağdurun yaşını "kaçınılmaz hata" ile algılamış olma olasılığını titizlikle değerlendirir. TCK m.30/1'e göre, "fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen" (örneğin mağdurun 15 yaş altı olduğunu bilmeyen) kişi kasten hareket etmiş sayılmaz; taksir kalır. Bu hüküm, SSÇ'lerin yaşıtlarıyla benzer fiziksel/görünüm özellikleri nedeniyle beraat kapısını aralar. Yargıtay, somut deliller (sosyal medya yazışmaları, kemik yaşı raporu, mahkeme gözlemi, Adli Tıp raporları) ışığında "hatanın esaslı olup olmadığını" tartışmadan hüküm kurulmasını bozma nedeni sayar.

1. Yaş Yanılgısının Değerlendirilmesinde Temel Deliller ve Yargıtay Kriterleri

Yargıtay, kronolojik yaşı değil, "görünüm, sosyal medya beyanları, tanışıklık süresi ve kültürel bağlamı" bir bütün olarak inceler:

  • Kemik Yaşı ve Mahkeme Gözlemi: Yargıtay 9. Ceza Dairesi kararında (2023/8717 E., 2023/5905 K.), 15-18 yaş grubundaki SSÇ'nin 14 yaş 2 aylık mağdurla cinsel ilişki suçunda (TCK 103/2), Niğde Devlet Hastanesi kemik yaşı raporu (16-17 yaş uyumlu), mahkeme gözlemi (16-17 yaş görünümü) ve doğum kayıtları değerlendirilmiş; ancak SSÇ'nin "mağdurun emsal olduğunu düşündüğü" savunmasına itibar edilmemiş, hata reddedilmiştir. Kararda, "gözlem ve sağlık kurulu raporu göz önüne alındığında SSÇ'nin hataya düşmesinin mümkün olmadığı" belirtilerek mahkumiyet onanmış, ancak TCK 31/3 indirimi uygulanmıştır.
  • Adli Tıp ve ÇİM Rapor Çelişkileri: Yargıtay 8. Ceza Dairesi kararında (2021/17791 E., 2024/925 K.), 16 yaşındaki SSÇ'nin 14 yaşındaki mağdurla "evlenmek amacıyla kaçma" ve hürriyetten yoksun kılma (TCK 109) suçunda, Adli Tıp 6. İhtisas Dairesi raporu (14-15 yaş) ile ÇİM aile görüşme raporu (16/17 yaş) ve mahkeme gözlemi (17/18-18/19 yaş) çelişkisi vurgulanmış; SSÇ'nin "mağdurun 17/18 yaşlarında olduğunu düşündüğü" savunusu kabul edilerek beraat onanmıştır. Karar, "hatanın esaslı olduğu"nu teyit eder.

2. Sosyal Medya ve Mağdurun Kendini "Büyük Gösterme" Davranışı

Dijital tanışıklıklarda mağdurun yaşı konusunda yanıltıcı beyanlar, SSÇ lehine kritik delildir:

  • Yargıtay 9. Ceza Dairesi (2023/1483 E., 2023/5158 K.): SSÇ'nin Facebook üzerinden tanıştığı mağdurun "kendisini 18-19 yaşında gösterdiği" (profil yaşı 19), soruşturma beyanları ve dosya içeriğiyle hata hükümleri tartışılmadan mahkumiyet bozulmuş; bozma sonrası zamanaşımıyla düşme kararı onanmıştır. Kararda, "SSÇ'nin mağdurun yaşı konusunda hataya düşmüş olma olasılığı gözetilerek TCK m.30/1'den yararlandırılması" emredilmiş; mağdurun 15 yaşını tamamladığı kabul edilerek reşit olmayanla ilişki (TCK 104) suçu oluşsa da dava düşmüştür.
  • Yargıtay 9. Ceza Dairesi (2025/1626 E., 2025/5112 K.): 14 yıl 10 aylık mağdurun bipolar bozukluk tanısıyla "cinselliğe aşırı ilgi, başka erkeklere mesaj atma, abartılı makyaj" öyküsü, Instagram yazışmalarında "1999 doğumlu" beyanı ve ses kayıtları nedeniyle SSÇ'lerin (15-16 yaş) "yaş ve rıza konusunda kaçınılmaz hataya düşürüldüğü" gerekçesiyle mahkumiyet BOZULMUŞTUR. Bozma gerekçesi: "Mesajların gerçekliği araştırılmadan, mağdurun görüntüsü/mesajlarıyla hata oluşup oluşmadığı tartışılmadan hüküm kurulması hukuka aykırı."

3. Uzun Süreli Tanışıklık ve Kültürel/Sosyal Bağlam

Yargıtay, "uzun tanışıklık varsa hata kabul edilmez" kuralını sıkı uygular:

  • Yargıtay 9. Ceza Dairesi (2021/7138 E., 2024/5183 K.): 14 yaş 3 aylık mağdurun "17-18 yaşında olduğunu söylediği", fiziksel özellikleri, görüntülü ifade ve sosyal/kültürel durum (mahalle tanışıklığı) değerlendirilerek SSÇ'nin hataya düşme olasılığı araştırılmadan mahkumiyet (TCK 103/1) BOZULMUŞTUR. Kararda, "Sanığın mağdurun yaşı konusunda hataya düşmesinin mümkün olup olmadığı araştırılarak, mahkemenin gözlemiyle deliller birlikte değerlendirilmeli" denilmiştir. Karşı oyda uzun tanışıklık vurgulanmış olsa da çoğunluk hata olasılığını kabul etmiştir.

Yargıtay içtihatları, cinsel suçlarda SSÇ'lerin "yaş hatası" savunmasını soyut inkar olarak değil, somut delillerle (rapor çelişkisi, dijital izler, gözlem) test eder. Bu yaklaşım,  "mağduru çocuk olan cinsel suçlarda SSÇ sorunu"nu dengeler: Ağır cezalar yerine, çocuğun bilişsel sınırlılığını gözeten "taksir" rejimi önceler. 

Okuyuculara Öneriler:

  • Ebeveynler/Aileler: Çocuklarınızı dijital okuryazarlıkla donatın; sosyal medya kullanımını denetleyin, aile bağlarını güçlendirin (kentleşmenin getirdiği anomi riskine karşı).
  • Toplum/Politika Yapıcılar: Cezaları artırmak yerine ÇKK tedbirlerini (eğitim, danışmanlık) etkinleştirin; SİR raporlarını zorunlu kılın. Alternatif yaptırımları (TCK m.50) yaygınlaştırın, rehabilitasyon merkezlerini çoğaltın.
  • Mağdurlar/Yargı Mensupları: Adli Tıp üst kurul raporlarını titizlikle alın; onarıcı adalet (mağdur-SSÇ uzlaşma) modellerini benimseyin.
    Bu yaklaşım, suç artışını önlerken çocuğun yüksek yararını korur; Yargıtay emsalleri cezacı taleplere karşı hukuki kalkan sunar.